35. HADİS
İSLAM KARDEŞLİĞİ, MÜSLÜMANIN HUKUKU

VE İÇTİMA-İ EDEPLER:


Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor ki: "(Ey müslümanlar!) Birbirinize hased etmeyiniz. Almayacağınız bir malı alıcıyı zarara sokmak için arttırmaymız. Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize arkanızı çevirip küsmeyiniz. Kiminiz kiminizin alış-verişi üzerine alış-veriş etmesin.Ey Allah'ın kulları! (Allah'ın size emrettiği şekilde) kardeşler olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, ona yardımını esirgemez, ona yalan söylemez ve onu yalancı çıkarmaz. Ona hakaret edip küçük düşürmez. Üç kerre tekrar ederek ve göğsüne (kalbine) işaret ederek: "TAKVA" şuradadır.(buyurdu). Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini hakir görmesi ve ona hakaret etmesi yeter. Her müslümanın diğer müslümanlara kanı, malı ve ırzı haramdır."(Müslim)
BU HADİSTEN ÇIKARILAN DERS, FİKİR VE HÜKÜMLER:
1-Müslümanın müslümanı hased etmesi (kıskanması) nehyedilmiştir.
Haram kılınmıştır. Üç çeşit kıskanma vardır:
a) Allah'ın başkasına verdiği nimetleri kıskanmak. Bu haramdır.
b) Kişinin hanımını, kızını ve namusunu kıskanması. Bu ise, far-zdır. Her müslümanın yerine getirmesi gereken ilahi emirdir.
c) Birine verilen malın- imkanın, ah o mal ve imkan banada veril şeydi, bende o şerefe nail olsaydım, diye gıbta etmek ki, bu da mubah olan kıskanmadır.
2-Başkasına zarar vermek için, fiyat artışında bulunmak yasaklanmıştır.
3-Küsmek ve darılmak nehyedilmiştir.
4-Müslüman kardeşinin alış-verişi üzerine alış-veriş yapmak yasaklan mıştır.
5-Mümin ve müslümanı kardeş edinmek emredilmiştir.

Çünkü müslüman müslümanın kardeşidir. Ancak müminler kardeştir. (Hucurat:10)

6-Müslümana zulm etmek haramdır.
7-Müslümanı hizlan etmek (onu yardımsız bırakmak) haramdır.
8-Müslümana yalan söylemek, yalancılıkla itham etmek haramdır.
9-Müslümanı tahkir etmek,hakaret etmek (küçük düşürmek) haramdır.

10-Müslümana hakaret etmek şerli ve kötü bir iştir.

11-Müslümanın kanını akıtmak haramdır.

12-Müslümanın malını (haksız olarak) yemek haramdır.
13-Müslümanın ırz ve namusuna tecavüz etmek haramdır.
14-Takva kalbtedir. Faziletin ölçüsü ve erkekliğin terazisi takvadır. Allah korkusudur. Çünkü hikmetin başı, Allah korkusudur.
15-İslam, insanın kendisini insani değerlerle, yüksek ve yüce bir seviyede örnek olmaya teşvik eder.
16-İslam, sadece akide ve ibadet değildir. Belki en geniş manası ile ahlaktır,muamelattır,siyasettir,adabi-muaşerettir ve ulvi tüm değerlerdir.
17-Nifak: içtimai ve sosyal bir hastalıktır. Çirkin bir huydur. Ondan kurtulmak bir vecibedir.
18-İslam niyette vefaya, amelde emanete ve sözde sadakatli olmaya teşvik eder.
19-Kınanmış huy ve ahlak İslamda, en büyük ve en şeni bir suçtur.
20-Allahım, kullarını tarttığı en dakik terazi ve ölçü: niyet ve salih amellerdir.

21-Kalb: havfi ilahinin ve haşyetüllahın menbaidir.
22-Allahu Teala hucurat süresinin 12. ayetinde, "Su-i zanni , tecessüsü ve gıybeti" yasaklamış ve haram kılmıştır. Şöyleki:
23-Bir ipucuna, bir delile dayanmayan peşin hükümden (sui-zandan) kaçınmak farzdır.
24-Müslümanların birbirleri ile alay etmeleri, birbirinin ayıplarını sözle ve yazı ile kurcalamaları, birbirlerini çirkin lakap ve isimlerle çağırma- ları haramdır.
25-Müslümanların ayıplarını kurcalamak ve onları başkalarına gazete sütunlarında ve muhtelif yayım organlarında duyurmak haramdır
26-Tecessüs: Merakla başkalarının ayıplarını araştırmaya denir. İslamın yasak kılmış olduğu kötü huylardan biri de budur. Kendi ayip ve kusurlarını görmeyip de başkalarının ayıplarını, eksiklerini aramaya kalkınanlar, ahlak ve faziletten mahrum olanlardır.
27-Her insanın, mutlaka bir, topluma açık zahiri hayatı, bir de şah sına ait (başkalarına kapalı kalmasını istediği) özel hayatı var dır. Toplumla ilgili olan yönünün herhangi bir gizliliği sözkonu su değildir. Fakat özel hayatı ise, adından da anlaşılabileceği gibi başkalarına karşı gizlilik arzedebilir. Şahis o yönünü, kendisi izhar etmedikçe, başkalarının araştırıp ortaya koyması ayıp sayılmaktadır.
28-Müslümanların,birbirine karşı vazifelerinden biri elbetteki,kardeşinin varsa ayıbını örtmektir.
29-Müslümanlar, birbirlerini iyi ve kötü hallerine iştirak eden tek bir vücut gibidirler. Binaenaleyh biri diğerini ayıplayacak olursa kendi kendini ayıplamış olur.
30-Dedikodu, koğuculuk haramdır. Koğuculuk, bir sözü bozgunculuğa yol açacak biçimde aktarmaktır. Bundan dolayı ancak şu durumlarda bir şahsın adını anarak arkasından konuşmak caizdir:
a)Uğradığı haksızlıktan dolayı, haksızlık yapan kimseyi bir üst makama şikayet etmekte mahzur yoktur. Hadisi şerifde buyuruluyorki:"Hak sahibinin konuşmaya şikayet hakkı vardır."(Buhari) Bir kimse yaptığı işin karşılığını alamazsa veya alırken zorlukla karşılaşırsa, zulmeden işvereni şikayete hakkı vardır.Hadisi şerifte"Çalışanın hakkını zenginin geciktirmesi zulümdür."(Müslim)
b)Yapılan bir kötülüğü düzeltmek veya günahkâr bir kimseyi doğru yola getirmek için o kötülüğü açıklanabilir. Hz. Ömer, Şamda içki içen meşhur bir zata (Mümin suresinden) ilk üç ayeti yazıp göndermiş, içkiye tevbe etmesini istemiştir.
c)Fetva sormak için bir kişinin kusuru bir alime anlatılabilir. Mesela: Babam veya falan bana şöyle kötülük ediyor, ne yapmalıyım? diye sorulabilir. Bir kadın, Resulüllah'a, kocasının cimri olduğunu, onun malından gizlice çocuklarına verip veremiyeceğini sormuş, Resulüllah- da, "Normal olarak sana ve çocuğuna yetecek kadar alabilirsin" buyur muştur.
d)İyi bir kimseyi, kötünün şerrinden korumak için. Şu kimseyle düşüp kalkma, o kötüdür demek günah olmaz. Bunun gibi. Şu genç, kızımızı istiyor, acaba nasıldır? diye soran kimseye, eğer kötü ise, "Tavsiye etmem" demek caizdir. Eğer ısrar eder, "Ne gibi kusurları var?" diye sorarsa, söylemek günah olmaz. Çünkü bir kötünün zararı başkasına da dokunmamalıdır. Hadisi şerifte:" Facirin (fasıkın)kusurunu söylemekten çekinmeyiniz! Onun her halini açıklayın ki, insanlar, onun zararından korunsunlar."(Taberani)
e)Bir kimse, bir kusuru ile meşhur olup da o lakap ile onu çağırınca üzülmezse, kusurlu lakabı ile onu çağırmak veya ondan bahsetmek günah olmaz. Mesela:"Uzun Hasan, Laz Hasan, Kara Mehmet, Kara Fatma, Çoban Hamdi , Milyoner İsmail" demek gibi.
f)Açıktan günah işliyen ve o kusuru ile meşhur olan kimseye, meşhur günahı ile söylemek günah olmaz. Mesela: Kumarı ile meşhur olan birisine "Kumarbazlar şahı" demek gibi. Hz. Ömer, "Açıktan günah işliyen fasıkı gıybet haram değildir."demiştir.
31-Bir müslümanın veya zimminin gizli bir kusurunu, arkasından söyle-
mek gıybet olup haramdır. Harbilerin, bidat sahiplerinin, açıkça günah işliyenlerin bu günahlarını ve müslümanlara zulmedenlerin ve alış- verişte onları aldatanların, bu kötülüklerini müslümanlara duyurarak, bunların şerrinden sakınmalarına sebep olmak ve müslümanlığı yanlış olarak bildirenlerin bu iftiralarını söylemek lazımdır, gıybet olmaz. (Reddül - Muhtar)
32-Bir kimseyi gıybet gibi çirkin harekete sürükleyen sebepler:
a) Gıybet etmek istediği kimseye kızgın ve dargın olmak.
b) Başkalarının rızasını kazanmak için, onlara uymak.
c) Kendisine bir suç isnad edildiğinde, kendini kurtarmak için bunu baş- kasına atfetmektir.
d) Kendini övmek ister, övemez. Bunun için başkalarını gıybet eder. Böylece kendisinin üstünlüğünü gösterir. Mesela: Filan bir şey anlamaz. Filan riyadan kaçınmaz. Yani ben her şeyi anlarım. Ben riyadan sakınırım.
e) Hased etmekten doğar. Mevki, ilim ve mal sahibi olan bir kimseyi çekememektedir. Onun için de fazilet ve servet sahibi insanları gıybet etmek, aleyhinde konuşmak suretiyle halkın gözünden düşürmek ister. Zavallı bilmez ki en büyük kötülüğü kendisine yapmıştır.
f) Temiz, kusursuz ve kötü iş yapmayan insanlarla alay etmek ve gül mektir.
g) İslamda ki görgükurallarından habersiz olduğu için ve dini emir ve yasakların cahili olduğu için, gıybet eder.
33-İslam toplumu,hangi sebebten olursa olsun asla birbirlerine düşman- lık etmemeli, Allah'ın kardeşlerine verdiği nimetlerden dolayı (bu nimetler ister maddi üstünlük olsun ister manevi özellikler olsun) asla hased etmemelidir. Bu topluluğun fertleri öyle olmalıdır ki, imanın özelliklerini taşıdıkları müddetçe asla birbirlerinden yüz çevirmemeli, iyice araştırmadan sırf zanna dayanarak asla kardeşlerini suçlamama- lıdırlar. Bu topluluğun fertleri öyle olmalıdırki, asla birbirlerinin eksik ve zayıf yönlerini araştırarak bunu ifşa etmemeli, birbirlerinin özel ve mahrem olan yaşantılarını asla merak etmemelidirler. Sadece şahsi ve sosyal ilişkilerinde değil, ticari ilişkilerinde de kardeşlerinin menfaatlerini önde tutmalıdırlar. Evet, bu topluluğun fertleri öyle olmalıdır ki , kardeşlik duygusu onların kalblerinde hakkıyla yer etmeli ve bunun gerektirdiği tüm özellikleri fiilen de taşımalıdırlar. İşte budur İslam cemaati... İşte budur Allah yolunun mücahidleri...
34-"Ey diliyle müslüman olupta kalbine iman nüfuz etmemiş olan (münafık)lar! Müslümanlara eza vermeyin, onları kınamayın, kusurlarını araştırmayın. Zira, kim müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allah'da kendisinin kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurunu araştırırsa, onu, evinin içinde (insanlardan gizli) bile olsa rüsvay eder."(Tirmizi)
35-"Kim bir ayıp görür ve onu örterse, diri diri gömülmüş bir kızı ihya etmiş gibi olur."(Ebu Davud)
36-"Bir kul dünyada bir kulu örterse, Allah kıyamet günü onu mutlaka örter."(Müslim)
37-İslami adab, aleni işlenmeyen günahların peşine düşülmesini yasaklamıştır, îctihadla değil, nassla masiyet olduğu sabit olan bir günah aleni işlenecek olursa devlet yetkililerinin müdahale hakkı doğar. Hadisenin aleniyet kazanması iki şahiddir. Zina suçunda dört erkek şahid şart koşulmuştur.
38-Bazı alimler demişlerki: Allah'a kasem olsunki , kişinin on şeyi kendi nefsine farz(gerekli) görmedikçe ve eksiksiz yerine getirmedikçe, "TAKVA ve VERA" tamam olmaz. Yani hakiki takva sahibi ve muttaki olamaz:
1) Dili gıybetten, nemimeden ve bühtandan muhafaza etmek.
2) Sui-zandan içtinap etmek.
3) Alay etmekten ictinab etmek.
4) Haramlardan gözü kapamak(haram olan şeylere bakmamak.)
5) Doğru konuşmak, yalandan kaçmak.
6) Nefsi ile taaccub etmemek için, Allah'ın minnetini bilmek.
7) Malını hak uğrunda infak etmek, batıl yerlere infak etmemek.
8) Nefsi için üstünlük ve büyüklük istememek.
9) Beş vakit namazı cemaatle camide kılmak ve müdavim olmak.
10) Ehli-sünnet vel-cemaat yolu üzere müstakim olmak.
(İmam-i Rabbani,Mektubat:C.2,Sh.109)

39-Takva'nın alameti ve eserleri yedi uzuv (organ)da görülür:
a)DİLDE:Allah'tan korkan kimse dilini yalan, küfür, gıybet, iftira, fuhuştan ve lüzumsuz laflardan, dil ile işlenecek bütün günahlardan korumakla beraber zikrullah, Kur'an okumak, ilim muzakeresi ve dil ile yapılacak bütün iyi işleri işlemekle meşgul eder.
b)MİDEDE:Haram ve şüpheli şeylerden kaçmak, helal ve temiz yiyecek- içeceklerden ihtiyaç miktarı istifade etmekle ortaya koyar.
c)GÖZLERDE:Şer'an ve aklen haram, çirkin ve abes olan şeylerden muhafaza eder.
d)ELLERDE:Harama ve benzeri günahlara elleri uzatmaktan korur ve hayırlı işlere sevkeder.
e)AYAKLARDA:Ayakları haram ve yasak olan yerlere gitmekten alı- koyor. Hayırlı yerlere ve camilere gitmeye sevkeder.
f)KALBDE:Zaten Takvanın merkezi olan kalbde fonksuyonunu icra eder.Peygamberimizin ifadesi ile:Takva kalbtedir.
g)İBADET VE TAATTE: Kur'an ve sünnete göre icra edilmesine vesile olur.